İçeriğe geç

Beethoven’ın engeli nedir ?

Beethoven’ın engeli nedir? Sessizliğin içinde yükselen bir müzik hikâyesi

Benzer Bir Yazı: Beethoven 9. senfoni kaç dakika ?

Bazı insanlar hayatı sesle tanır, bazılarıysa sessizliğin içinde yeniden kurar. Beethoven tam olarak ikinci kategoriye giriyor gibi geliyor bana. İzmir’de sabahları Kordon’a doğru yürürken kulaklıklarımda müzik çalmasa bile kafamın içinde sürekli bir uğultu vardır ya hani… işte Beethoven’ın hikâyesi o uğultunun çok daha derin, çok daha gerçek hali.

“Beethoven’ın engeli nedir?” sorusu ilk bakışta çok teknik bir soru gibi duruyor ama aslında insanın kendi hayatına da ayna tutan bir mesele. Çünkü cevap sadece tıbbi bir bilgi değil; aynı zamanda insanın direnme biçimi, dünyayla kurduğu ilişki ve bazen de kendi içine kaçışının hikâyesi.

Beethoven kimdi, sadece bir besteci mi?

Ludwig van Beethoven, klasik müziğin en büyük isimlerinden biri olarak anılıyor. Ama bu cümle bile onun büyüklüğünü anlatmaya yetmiyor. Çünkü o sadece “besteci” değil, aynı zamanda bir kırılma noktası.

Hayatının erken dönemlerinde oldukça başarılı bir piyanistti. İnsanlar onun çaldığı şeyleri dinlemek için salonları dolduruyordu. Yani öyle “sonradan parladı” hikâyesi değil bu; baştan beri sahnedeydi.

Ama asıl mesele şu: Beethoven’ın engeli nedir diye sorulduğunda, cevap onun işitme kaybıdır. Evet, zamanla duyma yetisini kaybetmeye başladı. Ve bu durum, bir müzisyen için neredeyse ironinin en acı haliydi.

Düşünsene… sesle var olan bir mesleğin var ve o ses yavaş yavaş senden uzaklaşıyor.

Ben bunu düşününce İzmir’deki eski bir kafede yaşadığım bir an aklıma geliyor. Garson siparişimi üç kez tekrar etti ama ben yine de yanlış anlamıştım. O an arkadaşım bana “kulaklık mı var kafanda yoksa beyin mi offline?” demişti. Gülmüştük ama sonra düşündüm: Ya gerçekten duyamamak, sadece fiziksel bir mesele değilse?

Beethoven bunu yaşamış.

Beethoven’ın işitme kaybı nasıl başladı?

Beethoven’ın işitme kaybı 20’li yaşlarının sonlarına doğru yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Başta sadece tiz sesleri duyamıyordu. Sonra bu durum ilerledi. Ve zamanla neredeyse tamamen sağır oldu.

Ama işin ilginç yanı şu: O dönemlerde bile besteler yapmaya devam etti. Hatta en büyük eserlerinden bazılarını, neredeyse tamamen sağır olduğu dönemlerde yazdı.

Burada durup bir saniye düşünmek gerekiyor.

Bir müzisyen düşün. Ses duymuyor. Ama yine de müzik yazıyor.

Ben bazen sabah alarmını duymadığımda hayatı sorguluyorum. Beethoven ise sessizliğin içinde senfoniler yazıyordu. Aradaki fark biraz moral bozucu ama aynı zamanda ilham verici.

Beethoven’ın engeli nedir? sorusunun insan tarafı

Bu soruya sadece “işitme kaybı” diye cevap verirsek hikâyeyi yarım bırakmış oluruz. Çünkü mesele sadece kulakla ilgili değil, insanın dünyayla kurduğu bağla ilgili.

İzmir’de arkadaş grubumla bir akşam otururken herkes aynı anda konuşmaya başladığında ben genelde üç saniyelik bir donma yaşarım. O üç saniyede beynim şöyle der:

“Hangisini dinlesem? Hepsini mi kaçırdım? Yoksa ben zaten grupta yok muydum?”

Beethoven’ın yaşadığı şeyin daha büyüğünü düşün. Sadece kalabalık sohbet değil, hayatın kendisi yavaş yavaş sessizleşiyor.

Ama o sessizlik içinde bile üretmeye devam etmek… işte asıl mesele burada başlıyor.

Sessizlik bir engel mi, yoksa yeni bir dil mi?

Beethoven’ın hayatında sessizlik bir engel gibi görünse de, aslında yeni bir algı biçimine dönüşüyor. Dışarıdan bakınca “eksiklik” gibi duran şey, içeride başka bir yaratım alanı açıyor.

Bu noktada kendi hayatımdan küçük bir sahne geliyor aklıma. Bir gün bilgisayarım bozulmuştu ve iki gün boyunca müzik dinleyememiştim. İlk gün sinir oldum. İkinci gün tuhaf bir şey oldu: kafamın içinde kendi ritimlerimi fark etmeye başladım. Tabii bu Beethoven seviyesinde bir “iç senfoni” değil ama yine de garip bir farkındalık.

Belki de Beethoven, dış sesleri kaybettikçe iç sesi büyüttü.

9. Senfoni ve iç dünyanın patlaması

Beethoven’ın en bilinen eserlerinden biri 9. Senfoni’dir. “Ode to Joy” bölümü, bugün bile dünyanın dört bir yanında tanınır.

Ve en çarpıcı nokta şu: Bu eser, onun tamamen sağır olduğu dönemde bestelenmiştir.

Burada insan ister istemez düşünüyor:

“Peki nasıl yaptı?”

Cevap teknik değil, sezgisel. Beethoven müziği sadece duymuyordu, aynı zamanda hissediyordu. Titreşimleri, ritimleri, matematiksel yapıları zihninde kuruyordu.

Ben bazen İzmir’de vapur sesini duymadan da hissederim ya… rüzgârın yönünden, insanların yürüyüş hızından, şehrin ritminden. İşte Beethoven’ın yaptığı şey biraz bunun aşırı gelişmiş hali gibi.

Günlük hayatla Beethoven arasında garip bir köprü

Şimdi biraz bugüne gelelim. Çünkü Beethoven sadece tarih kitaplarında değil, günlük hayatın içinde de bir metafor gibi dolaşıyor.

Kafede müzik çalarken arkadaşını duyamamak

Geçenlerde Alsancak’ta bir kafede oturuyorum. Arka planda lo-fi çalıyor, yan masada üç kişi aynı anda konuşuyor, ben de bir yandan kahvemi içiyorum.

Arkadaşım bir şey anlattı.

Ben:

“Ne?”

O:

“Boşver ya, önemli değil.”

Ama önemliydi. Yüzünden belliydi.

O an şunu düşündüm: İnsan bazen duymadığı için değil, zihni başka bir şeyle dolu olduğu için kaçırıyor.

Beethoven’ın engeli nedir sorusu burada biraz daha genişliyor. Çünkü bazen engel fiziksel değil, algısal oluyor.

İç ses: “Ben aslında dinliyorum ama…”

Kendi iç sesim sık sık devreye girer:

“Dinliyorsun ama aslında başka bir yerde takıldın.”

“Evet, şu an fiziksel olarak buradasın ama zihnin başka şehirde.”

Beethoven’ın hikâyesi de buna benziyor ama ters yönde. O fiziksel olarak dünyadan koparken zihinsel olarak daha da derine iniyor.

Bir İzmirli olarak Beethoven’ı anlamaya çalışmak

İzmir’de büyüyen biri olarak sesle çok iç içe bir hayatın var. Martı sesleri, vapur düdüğü, sokak satıcıları, gece yürüyüşleri… Bunların hepsi bir tür şehir senfonisi.

Ama bir an düşün: Bunların hiçbiri yok.

Sadece zihninin içindeki sesler var.

İşte Beethoven’ın dünyası biraz böyle.

Engel mi, dönüşüm mü?

“Beethoven’ın engeli nedir?” sorusuna tekrar dönersek, cevap basit: işitme kaybı.

Ama hikâyenin özü şu: Bu kayıp, onun müziğini bitirmedi. Tam tersine, başka bir boyuta taşıdı.

İnsanın hayatında bazı eksilmeler olur. Bazıları seni yavaşlatır, bazıları ise farklı bir yöne iter. Beethoven’ın yaşadığı şey ikinci kategoriye giriyor.

Bugün olsaydı ne olurdu?

Bunu düşünmek eğlenceli.

Eğer Beethoven bugün yaşasaydı muhtemelen bir kulaklık markası reklamında “sessizliğin içinden gelen müzik” diye poz verirdi. Belki de dijital prodüksiyon programlarıyla kendi senfonilerini yapardı.

Ama en önemlisi değişmezdi: içindeki ritim.

Çünkü mesele duymak değil, duyamadığında bile üretmeye devam edebilmek.

Son düşünce: Sessizliğin sesi

Beethoven’ın hikâyesi bana hep şunu hatırlatıyor: Hayat her zaman net bir sesle gelmiyor. Bazen kısılıyor, bazen karışıyor, bazen tamamen gidiyor gibi oluyor.

Ama insanın içinde bir yer var ki, orası hiçbir zaman tamamen sessizleşmiyor.

İzmir’de gece sahilde yürürken denizin sesi kesildiğinde bile bir ritim kalır ya… işte Beethoven’ın yaptığı şey o ritmi büyütmekti.

Ve belki de en büyük mesele şu:

Her şey sustuğunda bile içindeki müziği duymaya devam edebilmek.

Efelabilisim olarak “Beethoven’ın engeli nedir” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.evcilforum.com.tr https://bluesolarlight.com.tr https://dgg.com.tr Sitemap
vdcasino girişbetci güncel girişbetexper indirhttps://ilbetgir.net/