İçeriğe geç

Gözü tutmamak ne anlama gelir ?

Gözü Tutmamak Ne Anlama Gelir? Eğitimci Perspektifinden Bir Değerlendirme

Eğitimci olarak, öğrenmenin dönüştürücü gücüne her zaman inanmışımdır. İnsanlar yalnızca bilgi edinmekle kalmaz, aynı zamanda bu bilgileri kullanarak dünyalarını da şekillendirirler. Öğrenme süreci, bireylerin içsel dünyalarını anlamalarına, dış dünyayla daha anlamlı bir ilişki kurmalarına ve toplumsal yapılar içinde kendilerine yer edinmelerine yardımcı olur. Ancak, öğrenme her zaman sorunsuz bir süreç değildir. Çoğu zaman, çevremizdeki dil ve davranışlar, öğrencilerin öğrenme deneyimlerini etkiler ve bazen de bu deneyimler onları dışlayıcı bir şekilde şekillendirir. İşte “gözü tutmamak” ifadesi, eğitim bağlamında tam da bu tür dışlayıcı ve etkileşimsel engelleri anlatmak için kullanılır.

“Gözü Tutmamak” İfadesi ve Pedagojik Yansıması

Türkçede sıkça karşılaştığımız “gözü tutmamak” ifadesi, genellikle bir kişinin bir başkasını ya da bir şeyi beğenmemesi, ona karşı olumsuz bir tutum sergilemesi anlamına gelir. Bu deyim, bireylerin estetik, duygusal ya da bilişsel düzeyde bir karşıtlık oluşturdukları durumları tanımlar. Pedagojik açıdan bakıldığında, “gözü tutmamak”, öğrencilerin ya da bireylerin öğrenme süreçlerinde karşılaştıkları bir tür engeli, dışlayıcılığı ve motivasyon eksikliğini simgeler.

Bir öğretmen olarak, öğrencilerimin gözlerini tutmayan bir konu ya da etkinlik ile karşılaşmalarını istemem. Öğrenme sürecinin en önemli unsurlarından biri, öğrencilerin konuya karşı ilgi ve istek duymalarıdır. “Gözü tutmamak” deyimi, bu noktada, öğrencilerin ilgisizliğini, isyanını ya da hatta korkusunu simgeler. Bu durum, bir öğrencinin öğrenme sürecine katılmaktan kaçınmasına, motivasyonunun düşmesine ve en önemlisi, öğrenme yolculuğunda dışlanmış hissetmesine yol açabilir.

Öğrenme Teorileri ve “Gözü Tutmamak” İfadesi

Eğitimde, öğrencilerin öğrenme süreçlerini anlamak için birçok farklı teorik çerçeve kullanılır. Bu teoriler, öğrencilerin nasıl öğrendiklerini, çevrelerinin bu süreçlere nasıl etki ettiğini ve bireysel farkların nasıl ele alınması gerektiğini tartışır. “Gözü tutmamak” durumu, çoğu zaman öğrencilerin içerikle, öğretim yöntemleriyle ya da öğretmenle kurdukları bağda ortaya çıkar. Bunun altında yatan sebepler ise genellikle şu faktörlere dayanır:

1. Bilişsel Uyum Eksikliği: Piaget’nin bilişsel gelişim teorisine göre, öğrenme, bireyin mevcut bilgi yapılarıyla uyumlu içerikleri anlamasıyla gerçekleşir. Eğer bir öğrencinin “gözü tutmayan” bir konu varsa, bu konu onun bilişsel yapılarıyla uyumsuz olabilir. Yani, öğrenmeye çalıştığı bilgi, öğrencinin mevcut anlayışıyla bağdaşmaz. Bu, öğrenme sürecinde zorluk ve direnç yaratabilir.

2. Motivasyon ve İlgi Eksikliği: Deci ve Ryan’ın özsel motivasyon teorisi, öğrenmenin özdenetimli bir şekilde, yani bireyin içsel motivasyonu ile gerçekleşmesi gerektiğini savunur. Eğer bir öğrenci, bir konuya ilgi duymuyorsa ya da o konuda ilham alacak bir şey bulamıyorsa, öğrenme süreci onun için anlamlı olmaz. Bu durumda, öğrencinin “gözü tutmamak” ifadesi, derse olan ilgisizliğini, hatta öğrenmeye karşı bir tür reddini ifade eder.

3. Toplumsal ve Kültürel Faktörler: Öğrenme, yalnızca bireysel bir süreç değildir. Vygotsky’nin sosyal etkileşim ve kültürel bağlamdaki öğrenme anlayışı, bu durumu açıklığa kavuşturur. Öğrenciler, toplumsal normlar, öğretmenle kurdukları ilişki ve akranlarından aldıkları geri bildirimler doğrultusunda öğrenme deneyimlerini şekillendirir. Eğer öğrenciler bu bağlamda dışlanmış, yalnızlaşmış ya da kabul görmemiş hissediyorlarsa, onların gözleri de o öğrenme ortamını tutmaz.

Pedagojik Yöntemler ve “Gözü Tutmamak” Durumuna Yaklaşım

Peki, öğrencilerin gözlerini tutmayan bir içeriği ya da ortamı nasıl dönüştürmeliyiz? Bu noktada, pedagojik yöntemlerin önemine dikkat çekmek gerekir. Her öğrencinin farklı bir öğrenme tarzı, ilgisi ve motivasyonu vardır. Eğitimciler, öğrencilerin gözlerini tutmadıkları alanları, daha ilgi çekici, anlamlı ve ilham verici hale getirmek için çeşitli yaklaşımlar benimseyebilirler:

– Farklılaştırılmış Öğrenme: Öğrencilerin farklı öğrenme stillerine hitap edebilmek için dersin içeriğini ve yöntemlerini çeşitlendirmek önemlidir. Görsel, işitsel ve kinestetik yollarla öğrenmeye yönelik farklı öğretim materyalleri kullanmak, öğrencilerin dikkatini çekebilir.

– Bağlantı Kurma: Öğrencilerin bireysel yaşamlarıyla eğitim içeriklerini ilişkilendirmek, onların ilgisini arttırabilir. Dersi gerçek dünya ile bağlantılı hale getirmek, öğrencilerin daha motive olmalarını sağlar.

– İşbirlikli Öğrenme: Öğrenciler, akranlarıyla birlikte çalışma fırsatı bulduklarında, birbirlerinden öğrenebilirler. İşbirlikli öğrenme, öğrencilerin birbirlerinin gözünü tutmayan bir konuda yeni bakış açıları kazanmalarını sağlar.

Sonuç: Kendi Öğrenme Deneyimlerinizi Sorgulayın

“Gözü tutmamak”, bir öğrencinin içsel motivasyonunun ve ilgi düzeyinin düşük olduğu bir durumu anlatan güçlü bir ifadedir. Peki, siz hiç gözünüzü tutmayan bir ders ya da konu yaşadınız mı? Öğrenme sürecinizde sizi dışlayan, ilgisiz veya zorlayıcı bir durumla karşılaştığınızda nasıl bir tutum sergilediniz? Kendinizi o ortamda nasıl daha motive hissedebilirdiniz?

Eğitimciler olarak, her öğrencinin bireysel öğrenme yolculuğunu desteklemek ve onların “gözünü tutmayan” durumları dönüştürmek için daha duyarlı olmalıyız. Öğrenme, her birey için farklı şekillerde işler ve bizim görevimiz, her öğrencinin öğrenme sürecini anlamak ve onlara en iyi şekilde yardımcı olabilmektir.

Etiketler: öğrenme teorileri, pedagojik yöntemler, öğrenci motivasyonu, eğitimde dışlanma, bireysel öğrenme, eğitimde dönüşüm

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasino giriş